Ana sayfa SAĞLIK Cinsel ilişki ile bulaşan sifiliz hastalığı nedir ve tedavisi nasıl yapılır?

Cinsel ilişki ile bulaşan sifiliz hastalığı nedir ve tedavisi nasıl yapılır?

42
0
sifiliz

Treponema pallidum’un neden olduğu, akut ve kronik olan, cinsel ilişki ile bulaşan bir hastalıktır. Akut fazda deri ve müköz membranlar etkilenirken, kronik fazda kemikler ve iç organlar etkilenir, hatta kardiyovasküler ve nörolojik hastalıklar meydana gelir. Peki cinsel ilişki ile bulaşan sifiliz hastalığı nedir ve tedavisi nasıl yapılır?

SİFİLİZ HASTALIĞI NEDİR?

Treponema pallidum genital bölgedeki inokülasyon yerinden birçok organa hızlı bir şekilde yayılabilen, cinsel ilişki ile bulaşan bir spirokettir. Kalıcı olabilen hatta ömür boyu sürebilen bir infeksiyon meydana getirebilir.T. pallidum’un ince, sarmal şeklinde bir morfolojisi vardır ve karanlık alan mikroskobisinde dönerek sürüklenme şeklinde (tirbüşon) bir hareket gözlenir. Bilenen tek doğal konağı insandır ve insan vücudu dışında yaşayamaz. Çünkü metabolik kapasitesi sınırlıdır. Glikoliz için gerekli enzimleri kodlayan genlere sahiptir ancak trikarboksilik asit, elektron transport sistemi, nükleotid, amino asit ve lipid sentezi ile ilişkili çoğu genden yoksundur. İn vitro olarak sadece tavşan epitelyum hücrelerinde üretilebilir.

Sifiliz ABD’de 1941 yılından beri rapor edilen bir hastalıktır. Primer, sekonder ve erken- geç latent sifiliz olgularının hepsi rapor edilmiştir. En geniş olgu sayısı 1943 yılında kayıt edilmiştir. Bu tarihten itibaren rapor edilen toplam infeksiyonların yıllık insidansı 1991 yılına kadar azalmıştır. 1943 yılında infeksiyon oranı 63,8/100,000 olarak bildirilmiştir. 1959’dan 1990 yılına kadar artış eğiliminde olan hastalığın oranı 1990 yılında 20,3/100,000 olmuştur. 1990’dan 2000’e kadar primer ve sekonder sifiliz hastalarının oranında %90 azalma olmuş ve ABD’deki en düşük oran 2,1/100,000 olarak bildirilmiştir. Ancak 2000 yılından itibaren her geçen yıl hastalık oranında hafif bir artış (2001’de 2,2, 2002’de 2,4, 2003’te 2,5) gözlenmiştir. 1999 yılından itibaren rapor edilen kadın olguların oranı azalırken erkek olguların sayısı artmıştır.

DÜNYA GENELİNDE SİFİLİZ ORANLARI

Toplam sifiliz oranları dünya genelinde de artış göstermiştir. Kanada’da 1997 yılındaki oran 0,3/100,000 iken 2001 yılında bu oran 0,9/100,000 olarak bildirilmiştir. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından itibaren Rusya ve Doğu Avrupa’da sifiliz olgularında dramatik bir artış görülmüştür. Seks işçilerinin Batı Avrupa’ya kolay geçmesi nedeniyle 1990’ların ortasından itibaren çoğu Avrupa ülkesinde hem homoseksüller hem de heteroseksüeller arasında sifiliz prevalansı artmıştır. Almanya’da 1995-2000 yılları arasında rapor edilen yıllık sayı 1120 ile 1150 arasındadır. 2001 yılının başlarından 2002 yılının ortalarına kadar 2738 sifiliz olgusu tespit edilmiştir.

ABD’de konjenital sifiliz oranı 1990 yıllarından beri giderek azalmaktadır. 2000-2001 yılları arasında da düşüş devam etmiş ve oran 14/100,000’den 11,1/100,000’e düşmüştür. Primer ve sekonder sifilizde erkek:kadın oranı giderek artmaktadır. 1996 yılında oran 1,1:1 iken 2001 yılında 2,1:1 olmuştur.

Maity ve ark.’nın Hindistan’da yaptığı bir çalışmada 2004-2008 yılları arasında cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklar kliniğine başvuran hastaların %8,2’sinde sifiliz seropozitifliği tespit edilmiştir. 2004 yılındaki oran %10,8 iken 2008 yılında %3,6 olmuştur. En yüksek seroprevalans 20-24 yaş arasında (%16,3), en düşük seroprevalans ise 45-49 yaş arasında (%3,3) gözlenmiştir.

Ülkemizde ise 1994 yılında 4,61/100,000 olan sifiliz insidansının 1996 yılında 4,43/100,000’e düştüğünü bildirmişlerdir. 1996 yılından sonra sifiliz insidansında artış gözlenmiş olup insidansın 1997 yılında 5,02/100,000; 1998 yılında 5,35/100,000; 1999 yılında 5,18/100,000 ve 2000 yılında 4,95/100,000 olduğu rapor edilmiştir. Trabzon ilinde Apaydın ve ark.’nın (72) yaptığı bir başka çalışmada 1992-1996 yılları arasında 82 hasta sifiliz tanısı almıştır. Olguların 19’u kadın, 63’ü erkek hasta olarak bildirilmiştir. Erkek:kadın oranının 3,3:1 olarak rapor edildiği bu çalışmada kadınların ortalama yaşı 34,9, erkeklerin ortalama yaşı ise 32,9 olarak kaydedilmiştir.

SİFİLİZ HASTALIĞI TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?

Sifiliz ile HIV infeksiyonunun birlikteliği sıktır. Sifiliz tespit edilen her hastada HIV, HIV tespit edilen her hastada da sifiliz araştırılmalıdır. HIV prevalansının yüksek olduğu bölgelerde, primer sifilizli hastaların ilk HIV testinin negatif olduğu durumlarda testler 3 ay sonra tekrarlanmalıdır. Epidemiyolojik çalışmalarda sifiliz infeksiyonunun HIV bulaşmasını kolaylaştırdığı kanıtlanmıştır. HIV (+) hastalarda sifiliz serolojisinin pozitif olma olasılığı yaklaşık 8 kat artmıştr.

Edinsel sifiliz erken sifiliz (primer ve sekonder sifiliz), latent sifiliz (erken ve geç latent) ve geç sifiliz (tersiyer sifiliz) olarak gruplandırılır.Genellikle 3 haftalık (9-90 gün) inkübasyon periyodundan ardından spiroketin inoküle olduğu bölgede ülser veya şankır görülmeye başlar. Şankır keskin sınırlı, oval şekilli, bakır kırmızısı renginde, zemini temiz ve parlak bir lezyondur. Tedavi edilmeyen olgularda ülser genellikle 4-5 hafta (3- 10 hafta) içerisinde kendiliğinden iyileşir. Primer şankırın gerilemesi ve sekonder sifilitik döküntülerin ortaya çıkması arasındaki süre genellikle 5-7 haftadır. Tedavi edilmemiş hastaların yaklaşık %25’inde sekonder sifiliz gelişir. Sekonder sifilizin deri ve mukoza bulguları çok çeşitlidir ve diğer deri hastalıklıklarına benzerlik gösterir. Hastaların %75’inde deri bulguları gözlenir. Maküler/makülopapüler, nodüler, nodüloülseratif, püstüler, mukozal lezyonlar ile saç kaybı ve tırnak değişiklikleri sekonder sifilizde görülebilen erüpsiyonlardır. Sekonder sifiliz belirtilerinin iyileşmesinden sonra semptomların olmadığı ancak serolojinin pozitif olduğu latent dönem görülür ve ardından tersiyer sifiliz gelişir.

Sifiliz tanısı klinik değerlendirme, etkenin gösterilmesi ve seroloji ile konur. Sifiliz lezyonlarının çeşitliliği ve atipik görünümlerin sıklığı nedeniyle organizmanın gösterilmesi ve serolojik tanı mutlaka gereklidir.

Sifiliz tedavisi hastalığın evresine, hastanın yaşına, penisilin alerjisi olup olmamasına, gebe olup olmamasına ve HIV (+) olup olmamasına göre değişir. Tedavide ilk tercih edilen ilaç penisilindir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here