Ana sayfa SAĞLIK İnfertilite nedir? – İnfertilite nedenleri ve tedavisi!

İnfertilite nedir? – İnfertilite nedenleri ve tedavisi!

36
0

İnfertilite, üreme çağında olan bir çiftin herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanmaksızın, en az bir yıl düzenli İlişkiye(haftada en az 2 kez) rağmen gebelik elde edilememesi olarak tanımlanır. Peki İnfertilite nedenleri nelerdir ve tedavisi nasıl yapılır?

Hiçbir gebeliği olmayanlara primer infertil, daha önce canlı doğumla sonuçlansın veya sonuçlanmasın en az bir gebeliği olan olanlara da sekonder infertil denir. 12 aydan sonra gebe kalabilen çiftlere de subfertil denir. Korunmasız bir menstruel siklusta gebeliğin olma ihtimaline fekundabilite denir. Kadınlarda bu oran %20’dir. Korunmasız bir menstruel siklusta canlı doğumun oluşma ihtimaline fekundite denir. İnfertilite tüm dünyada sıkça karşılaşılan klinik bir durum olup yaklaşık çiftlerin %13-15’ini etkilemektedir. Gebelik oranı yaşla azalmaktadır. 30 lu yaşlarda infertilite oranı %25 kadarken bu oran 40 yaş ve üzerine artış göstermektedir.

İnfertilite nedenleri nelerdir?

İnfertilitenin en sık nedenlerini; ovulatuar bozukluklar, tuba-peritoneal faktörler ve erkek infertilitesi,daha az sıklıkta ise uterin anomaliler,diğer faktörler geri kalanı ise nedeni açıklanamayan infertilitedir.

Genç kadınlarda ovulasyon bozuklukları daha sıktır, tubal ve peritoneal patoloji  genç  ve   yaşlılarda  eşit sıklıktadır.  Erkek  faktörü  ve  açıklanamayan infertilite yaşlı çiftlerde daha sık görülmektedir.

Genç kadınlarda ovulasyon bozuklukları daha sıktır, tubal ve peritoneal patoloji  genç  ve   yaşlılarda  eşit        sıklıktadır.  Erkek  faktörü  ve  açıklanamayan infertilite yaşlı çiftlerde daha sık görülmektedir.

Kadına Ait Nedenler

Reproduktif Yaşlanmanın Fizyolojisi ve Yaşla İlgili Fertilite Azalmasının Mekanizması

Fetal yaşam boyunca germ hücreleri hızla mitozla çoğalarak 16-20 gebelik haftasında yaklaşık 6-7 milyon oogonia olmaktadır. Bu noktadan sonra germ hücre popülasyonunda gen ilişkili apoptozis ile hızlı bir azalma olur. İlk mayotik bölünme sonrası oosit oluştuktan sonra germ hücre sayısı doğumda 1-2 milyona ve puberte başlangıcında 300 000-500 000’e düşmektedir. Doğumdan sonra germ hücrelerinde mitotik aktivite izlemez. Yaşamın geri kalan 35-40 yılında sadece 400-500 oosit elde kalacak olup gerisi atreziye uğrayacaktır. Üreme çağı boyunca foliküler kayıp oranı 37-38 yaşına kadar sabit olacak ve daha sonra menapoz öncesi 10-15 yıl bu oran hızlanacaktır. Yaşla birlikte FSH düzeyleri arttıkça foliküler faz kısalırken LH (lüteinizan hormon) düzeyi ve luteal faz değişmez. Sikluslar düzenli olmakla birlikte tüm siklus uzunluğu ve değişkenliği azalır.

FSH düzeyleri artıp foliküler faz kısaldıkça, östradiol düzeyleri, FSH’nın foliküler gelişimi uyarmasıyla erken dönemde yükselir. FSH düzeyleri artıp foliküler faz kısaldıkça, östradiol düzeyleri, FSH’nın foliküler gelişimi uyarmasıyla erken dönemde yükselir. Bununla birlikte çalışmalar göstermiştir ki erken dönemde hızlı E2 (östradiol) yükselmeleri artmış folikül gelişiminden değil fakat siklus başındaki ilerlemiş folikül gelişimi ve dominant folikülün erken seçilmesinden kaynaklanmaktadır. Artan yaşla azalan overyan folikül sayısıyla birlikte uyarılan sikluslarda yapılan çalışmalar, yaşlı foliküllerin aynı zamanda gonadotropin stimülasyonuna daha az duyarlı hale geldiğini de göstermektedir. Yaş arttıkça foliküler gelişim için gerekli total doz ve tedavi süres artmaktadır. E2 artış hızı ve en yüksek konsantrasyon azaldıkça yanıt veren folikül sayısı da azalmaktadır. Bununla birlikte bu foliküllerden salgılanan ve maturiteyi sağlayan E2 miktarı genç kadınlarınkine benzerdir.

Yaşla birlikte fertilitedeki azalma ve spontan gebelik kayıp oranlarının artmasını destekleyen kanıtlar, ilerleyici folliküler kayıp ve yaşlı oositlerdeki anormalliklere bağlanmaktadır. Özet olarak eldeki veriler yaşa bağlı fekundabilitedeki azalma ve yaşlanan oositlerde artmış anöploidiyle birlikte spontan gebelik kaybının artışının, mayotik iğne formasyon ve fonksiyonundaki düzenleyici mekanizmalardaki bozukluk sonucu olduğunu göstermektedir.

Birçok çalışmada fertiliteyi etkileyen en önemli prognostik faktörlerden birinin yaş olduğu gösterilmiştir.

Ovulatuar Bozukluklar

Ovulasyon bozuklukları infertil çiftlerde saptanan sorunların yaklaşık %30-40 ını oluşturur. Anovulasyon, amenore, oligomenore gibi adet düzensizlikleriyle kendini gösterir. İnfertil hastalarda ovulasyonun olup olmadığı mutlaka tespit edilmelidir. Ovulasyon, hipotalamus, hipofiz ve over aksının düzenli çalışmasıyla sağlanır. Bu aksın herhangi bir aşamasındaki bozukluk sonucu anovulasyon oluşabilir. Anovulasyon tanısı koyulur ise ayırıcı tanıda hipotalamohipofizer bozukluklar, PCOS (polikistik over sendromu), anoreksiya nevroza, prematüre over yetmezliği, hipotiroidizm gibi hastalıklar düşünülmelidir. Anovulasyonun tipine göre tedavi protokolleri değişmektedir.

Ovulasyonun Göstergeleri;

a-Menstruel Öykü: 21-35 günde bir düzenli ve devamlı adet görmek sikluslerin genellikle indirekt olarak ovulatuar olduğunu gösterir.

b-Bazal Vücut Isı: Ovulasyondan sonra oluşan korpus luteumdan salgılanan progesteronun termojenik etkisi temeline dayanır. LH yükselmesinden sonraki ilk 12 saat içinde vücut sıcaklığında 0.2-0.5°C bir yükselme olur. Diğer testlere göre avantajı düşük maliyetlidir.

c-Lh Monitörizasyonu: Ovulasyon LH yükselmeye başladıktan 34-36, LH pikinden 10-12 saat sonra gerçekleşir. Bu nedenle LH yükselmesinin tesbiti ile ovulasyonun varlığı ortaya konabilir.

d- Midluteal Progesteron Ölçümü: Serum progesteron düzeyi genelde foliküler fazda 1 ng/ml’nin altında, LH artışının olduğu gün hafif artış olmakta (1-2 ng/ml) ve ovulasyondan 7-8 gün sonra en yüksek düzeye ulaşmakta, daha sonra da mens öncesi günlerde düşüş olmaktadır. Genel olarak 3 ng/ml’nin üzerindeki düzeyler ovulasyonun oluştuğunun objektif kanıtıdır.

e- Endometrial Biyopsi: Geç luteal dönemde, siklusun 27-28. gününde yapılır. Biyopsi yapılcağı siklüs çiftlerin bariyer yöntemle korunmaı gerekir. Anovulatuar kadınlarda endometrium hep proliferatif hatta hiperplazik tiptedir. Tek bir örnek tanı koymada yeterlidir. Günümüzde invaziv bir yöntem olan endometrial örnekleme önemi yitirmiştir.

f- Ultrasonografik Monitörizasyon: Seri US takibiyle dominant folikül gelişimi ve ovulasyondan sonra folikülün gerilemesi izlenerek ovulasyon varlığı saptanabilir. Menstruasyonun 3. günü transvajinal ultrasonografi (TVUS) ile overlerde antral foliküller değerlendirilmelidir. Siklusun 5-7. günü seçilen dominant folikül ovulasyona kadar günde 1-4mm büyüme gösterir. Ovulasyon genelde folikül çapı 21-23 mm olunca gerçekleşir.

Ovulasyonu gösteren çeşitl testler olmasına rağmen ovulasyonun en kesin göstergesi gebeliktir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) anovulasyon-oligomenoreli hastaları 7 gruba ayırmıştır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here